İHTİYATİ TEDBİR HUKUKİ NİTELİĞİ, ŞARTLARI, SONUÇLARI

[:tr]

 İHTİYATİ TEDBİR HUKUKİ NİTELİĞİ, ŞARTLARI, SONUÇLARI

Tanım;

İhtiyati tedbir, bir tür hukuki korumadır. Uyuşmazlık öncesinde veya uyuşmazlık süresince talep sahibinin talep ettiği hakkını ileride açacağı veya devam eden bir davanın sonunda elde etmesinin sağlanması amacıyla getirilmiş olan bir tür hukuki güvence sistemidir.

 

Şartları;

Bu hukuki güvence/koruma karşı tarafın tasarruf hakkını sınırlandıran bir koruma olduğundan alelade bir talep üzerine yerine getirilecek bir koruma değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbirin talep edilebilmesi kanunda belirtilen belirli şartların varlığına bağlıdır.

HMK 389/1 “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.”

Buna göre,

1)    Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veya tamamen imkansız hale gelmesi ihtimalinin varlığı gerekmektedir. Örneğin haksız fiil nedeniyle uğranılan maddi zararın tazmini amacıyla açılan bir davanın davalısının mal varlığının çok olmaması ve az sayıdaki malını dava süresince elinden çıkartması, 3. Kişiye devretmesi gibi durumlarda davacının dava sonucunda haklı olduğunun tespit edilmesi halinde davalıdan alacağını elde edebilmesi önemli ölçüde zorlaşmış veya imkansız hale gelmiş olabileceğinden ihtiyati tedbir kararı verilmek suretiyle davalının tasaruf yetkisi kısıtlanmakla davacının muhtemel alacaklarını elde edebilmesi daha davanın başında ve hatta davanın açılmasından önce dahi güvence altına alınmış olacaktır.

2)    Gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hali söz konusu olmalıdır. Buradaki gecikmeden kasıt uyuşmazlığın çözümünün gecikmesi olabilir. Yargılamanın doğası gereği uyuşmazlığın çözümü belirli bir zamanı gerektirdiğinden talep sahibinin hakkını elde edebilmesinin hukuken de mümkün kılınması gerekebilecektir.

Madde gerekçesinde

“Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan hâller, genel bir ihtiyatî tedbir sebebi ve şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemece, ihtiyatî tedbir yargılamasının gerektirdiği inceleme ve ispat kuralları dikkate alınarak, yapılan incelemeden sonra, bu sakınca veya zararı ortadan kaldıracak tedbire karar verilmesi mümkün olacaktır.”

açıklaması yer almaktadır.

Buna göre maddede sayılan bu iki husus hem ihtiyati tedbir verilmesi için varlığı gereken şartlardandır hem de bu kararın gerekçesidir. Bu şartların varlığı halinde ihtiyati tedbir kararı talep edilebilecek ve ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. Kanunun lafzında “verilebilir” hükmü yer aldığından bu şartların varlığı başlıbaşına ihtiyati tedbir kararı verilmesi sonucunu doğurmayacaktır. Zira bu husus hakimin takdirine bırakılmıştır.

Hakim, ispat kuralları çerçevesinde gerekli incelemeleri yaparak kanunda belirtilen olumsuz, sakıncalı, zararlı ihtimalin var olduğu kanaatine varırsa ihtiyati tedbir kararı verebilecektir.

Madde gerekçesinde “İhtiyatî tedbirde asıl olan ihtiyatî tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve bir ihtiyatî tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyatî tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş ihtiyatî tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyatî tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir.” açıklaması yer almaktadır.

İhtiyati tedbir kararı, yasa metninden de açıkça görüleceği üzere “uyuşmazlık konusu hakkında” verilebilecektir. Yargıtay yerleşik ictihatları ve yine 21. Hukuk Dairesi’nin bir kararına göre “…para alacağına ilişkin uyuşmazlıklarda ihtiyati tedbir değil, İİK’nun 257. maddesinde düzenlenmiş ihtiyati haciz talep edilebileceği…” kabul edilmektedir.

Talep;

Yukarıda belirttiğimiz şartların varlığı neticesinde ihtiyati tedbir talep edecek olan taraf, bu talebini nasıl ileri sürebilecektir?

HMK 390. Maddede bu husus düzenlenmiştir.

“İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.

 

Talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde, hakim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir.

 

Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.”

Buna göre talep sahibi talebini;

1)    Dava açılmadan önce ileri sürebilir. Bu durumda talep sahibi talebini uyuşmazlık konusu hakkında “yetkili ve görevli” mahkemeye başvurarak ihtiyati tedbir talep edecektir.

2)    Dava açıldıktan sonra dava sırasında ileri sürebilir. Bu durumda talep sahibi talebini uyuşmazlığa bakan mahkemeden talep edecektir.

İstinaf aşamasında da ilk derece mahkemesindeki yargılama usulüne atıf yapıldığından istinaf yargılaması sırasında şartlar oluşmuşsa ilgili bölge adliye mahkemesinden tedbir talebinde bulunulabilecektir.

İkinci fıkranın lafzından, ihtiyati tedbirde asıl olanın her iki tarafın beyanı alındıktan sonra yapılacak değerlendirme ile ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır. Zira “hakim karşı tarafı dinlemeden de ihtiyati tedbir kararı verebilir.” Denilmekle aslında hakimin karşı tarafı da dinledikten sonra karar verebileceği; ancak “talep sahibinin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunması halinde” karşı taraf dinlemeden karar verebileceği hükmedilmiştir. Bu durumda hakimin karşı tarafın da beyanını aldıktan sonra değerlendirme yapması gerektiği ve bunun tek istisnasının da talep sahibinin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunması hali olduğu sonucu doğmaktadır.

Fıkra gerekçesinde oldukça detaylı bir şekilde kaleme alınmış şu açıklama yer almaktadır.

“Geçici hukukî korumaları davadan ayıran temel özelliklerden biri, hukukî dinlenilme hakkının gösterdiği özelliktir. Hukukî dinlenilme hakkı vazgeçilmesi mümkün olmayan temel bir yargısal haktır. Bununla birlikte, geçici hukukî korumaların ivedilikle verilmesi ihtiyacı ile bazen karşı tarafa haber verildiğinde etkisini bertaraf edecek bir sonucun doğması sebebiyle, karşı taraf dinlenmeden de ihtiyatî tedbire karar verilebilmesi kabul edilmiştir. Karşı taraf dinlenmeden ihtiyatî tedbire karar verilebilmesi, hukukî dinlenilme hakkından tamamen vazgeçildiği anlamına gelmez. Bir davada, önce her iki taraf dinlenir, daha sonra bir karar verilir. Oysa geçici hukukî korumalarda ve bu çerçevede ihtiyatî tedbirde, gerekli durumlarda, karşı taraf dinlenmeden de karar verilebilir. Ancak daha sonra karşı tarafa tanınan itiraz imkânı ile hukukî dinlenilme hakkı gerçekleştirilir. Yani, bu durumda hukukî dinlenilme hakkından vazgeçilmemekte sadece zaman olarak itiraza bağlanmakta ve geçici hukukî koruma kararından sonraya bırakılmaktadır. Uygulamada çoğunlukla karşı taraf dinlenmeden geçici hukukî koruma kararı verilmektedir. Ancak, karşı tarafı dinleyip dinlememeyi hâkim durumun özelliğine göre takdir etmelidir. Karşı taraf dinlenmeden karar verilmesi daha büyük sakınca yaratacaksa ya da karşı tarafın dinlenmesi ihtiyatî tedbirin amacım tehlikeye düşürmeyecekse o zaman karşı tarafı dinlememek onun hukukî dinlenilme hakkını gereği gibi sağlamamak anlamına gelir. Hâkim bu maddenin ikinci fıkrasında tanınan imkânı kullanırken oldukça titiz davranmalı, taraflar arasındaki menfaat dengesini ve olayın özelliğini iyi incelemelidir.”

Fıkra gerekçesinden de açıkça anlaşılacağı üzere hakime tanınan bu takdir yetkisinin kullanımı konusunda hakimin çok titiz bir araştırma yapması gerekmektedir. Özellikle uygulamada yaşanan “talep üzerine karar verilmesi” durumunu ya da madde gerekçesindeki ifadeyle “Bazen genel ifadelerle talep edilen bir tedbire, yargı organları yine genel bir şekilde karar vermekte, tedbirin muhatabı aslında haklı olduğu hâlde, o sırada daha büyük bir zarara engel olmak için karşı tarafla anlaşma yolunu tercih etmek zorunda kalmaktadır. Bu durum ise yargı organları kullanılarak, karşı tarafın haksız şekilde baskı altına alınması sonucunu doğurmaktadır” durumunu kanun koyucu farketmiş ve bunun önüne geçmek için karşı tarafın dinlenilip dinlenilmemesi hususunda hakimlerin daha özenli ve dikkatli araştırma yapması gerektiğini belirtmiştir.

Karşı taraf dinlenmeden karar verilmesi daha büyük sakınca yaratacaksa ya da karşı tarafın dinlenmesi ihtiyatî tedbirin amacım tehlikeye düşürmeyecekse o zaman karşı tarafı dinlememek onun hukukî dinlenilme hakkını gereği gibi sağlamamak anlamına geleceğinden ve bu durumda Anayasal hakların ihlali anlamına geleceğinden hukuka aykırı bir durum oluşacaktır.

Üçüncü fıkrada, tedbir talep eden tarafın, dilekçesinde korunması gereken hakkın veya malın varlığım ve bulunduğu yeri, ihtiyatî tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmesi aranmıştır. Bu aynı zamanda, talep edenin talepten önce, talebinin konusu, dayanakları, tedbirin türü üzerinde düşünmesini ve talebini somutlaştırmasını sağlayacaktır. Yargı organı da özellikle karşı taraf dinlenmeden verilen ihtiyatî tedbir kararının, ortaya çıkaracağı sakıncaları en aza indirerek karar verecektir.

Talep sahibi, uyuşmazlığın konusu bakımından kendisinin haklı olduğunu en azından yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Hukuk sistemimizin kabul ettiği ispat ölçüsü kuralları bakmından bu hüküm kanuni bir istisna niteliğindedir. Zira bu hüküm sayesinde hakim, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaatin yeterli olduğunu bu nedenle de uygun görmesi halinde ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir.

Ancak, fıkrada “yaklaşık ispat”ın yeterli olduğunun belirtilmesi, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelemez. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Dolayısıyla bu hükümde hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir.

Teminat;

HMK 392. Maddede ihtiyati tedbir kararı verilirken teminat alınması genel kural olarak kabul edilmiştir. Maddede

“İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlanan kimsenin teminat göstermesi gerekmez.

 

Asıl davaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren bir ay içinde tazminat davasının açılmaması üzerine teminat iade edilir.”

hükmü yer almaktadır. Teminat gösterilmesi gerekliliği genel kuralının istisnası olarak da 3 durum kanun tarafından düzenlenmiştir. Bunlar;

1)    Talep resmi bir belgeye dayanıyor ise;

2)    Resmi belge dışında ancak kesin bir delile dayanıyor ise;

3)    Durum ve koşullar gerektiriyor ise;

Bu durumda mahkemeye, gerekçesini de belirtmek şartıyla, teminat alınmaksızın tedbir kararı verilebileceği yönünde takdir yetkisi tanınmıştır.

İkinci fıkrada da asıl davaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren 1 AY içerisinde TAZMİNAT DAVASI AÇILMAZ İSE teminatın iade edileceği hükmedilmiştir.

İhtiyati tedbir kararına karşı kanun yolu;

HMK 394. Maddede ihtiyati tedbir kararına karşı itiraz yoluna gidilebileceği düzenlenmiştir. Maddenin 1. Fıkrasında;

“Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir. Aksine karar verilmedikçe, itiraz icrayı durdurmaz.”

Denilmek suretiyle karşı taraf dinlenilmeden verilen ihtiyati tedbir kararlarında itiraz yoluna başvurulabileceği ancak bu başvurunun kararın icra kabiliyetini etkilemeyeceği düzenlenmiştir.

2. fıkrada ise;

“İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir.”

hükmü ile ihtiyati tedbir kararına itirazın ileri sürülebileceği süre düzenlenmiştir. İhtiyati tedbir kararına itiraz 1 HAFTA içerisinde ileri sürülmelidir. Bu 1 haftalık süre;

1)    İhtiyati tedbir kararı uygulanıyorken karşı taraf hazır ise bu andan itibaren;

2)    Karar uygulanıyorken karşı taraf hazır değil ise tedbir kararının uygulandığına ilişkin tutanağın tebliğ edilmesinden itibaren

başlayacaktır.

1 haftalık süre içerisinde itiraz edecek olan taraf

1)    İhtiyati tedbir kararının şartlarının oluşmadığı;

2)    Mahkemenin yetkisinin bulunmadığı;

3)    Teminatın usul ve yasada belirtilen düzenlemelere uygun olmadığı

hususlarında ihtiyati tedbir kararını veren mahkemeye başvuruda bulunacaktır.

HMK 394. Maddesinin 3. Fırkası uyarınca İhtiyati tedbir kararının uygulanması sebebiyle MENFAATİ AÇIKÇA İHLAL EDİLEN ÜÇÜNCÜ KİŞİLER DE ihtiyati tedbiri öğrenmelerinden itibaren 1 HAFTA içinde ihtiyati tedbirin şartlarına ve teminata itiraz edebileceklerdir.

HMK 394. Maddesinin 5. Fırkasında

“İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz.”

hükmü yer almaktadır. Açıkça anlaşılacağı üzere, ihtiyati tedbir kararına itiraz edildikten sonra itiraza ilişkin verilen karar bakımından da kanun yoluna başvurulabilecektir. Ancak bu başvuru tedbirin uygulanmasını durdurmayacaktır.

Beşinci fıkra, hukukumuzda yeni olup, ihtiyatî hacizdeki hükümlere paralel bir düzenlemedir. İtiraz üzerine mahkemenin vereceği karara karşı kanun yoluna başvurabilme yolu açılmıştır.

HMK 393. Maddenin 5. Fıkrasında düzenleme uyarınca da kanun yoluna başvuru halinde sadece tedbire ilişkin dosya ve delillerin sadece örnekleri ilgili mahkemeye gönderilir.

İhtiyati tedbir kararının uygulanması;

İhtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin hükümler HMK 393. Maddede düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında

“İhtiyati tedbir kararının uygulanması, verildiği tarihten itibaren bir hafta içinde talep edilmek zorundadır. Aksi halde, kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi, tedbir kararı kendiliğinden kalkar.”

denilmek suretiyle ihtiyati tedbir kararının UYGULANMASININ, kararın verilmesinden itibaren 1 hafta içerisinde talep edilmesi gerektiği; 1 hafta içerisinde kararın uygulanmasının talep edilmemesi halinde ihtiyati tedbir kararının kendiliğinden kalkacağı hükmedilmiştir.

İhtiyati tedbir kararının uygulanmasını sağlayacak olan mercii ise ikinci fıkrada düzenlenmiştir. İkinci fıkrada

 

“Tedbir kararının uygulanması, kararı veren mahkemenin yargı çevresinde bulunan veya tedbir konusu mal ya da hakkın bulunduğu yer icra dairesinden talep edilir. Mahkeme, kararında belirtmek suretiyle, tedbirin uygulanmasında, yazı işleri müdürünü de görevlendirebilir.”

hükmü yer almaktadır. Buna göre ihtiyati tedbir kararının uygulanması talebi;

1)    İhtiyati tedbir kararı veren mahkemenin yargı çevresinde bulunan icra dairesince;

2)    İhtiyati tedbir konusu mal veya hakkın bulunduğu yerdeki icra dairesince;

3)    Mahkemenin açıkça belirtmesi şartıyla kararı veren mahkemenin yazı işleri müdürünce;

yerine getirilecektir.

HMK 397. Maddede ihtiyati tedbir kararının uygulanmasını takiben ihtiyati tedbir kararını tamamlayan işlemler düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında

“İhtiyati tedbir kararı dava açılmasından önce verilmişse, tedbir talep eden, bu kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açmak ve dava açtığına ilişkin evrakı, kararı uygulayan memura ibrazla dosyaya koydurtmak ve karşılığında bir belge almak zorundadır. Aksi halde tedbir kendiliğinden kalkar.”

Buna göre ihtiyati tedbir kararı, asıl davanın açılmasından önce verilmişse, tedbir talep eden kişi, KARARIN UYGULANMASINDAN İTİBAREN 2 HAFTA İÇERİSİNDE asıl davasını açmak ve davayı açtığına dair evrakları ihtiyati tedbir uygulayan memura ibraz etmek ve karşılığında belge almak zorundadır.

Kanun koyucu fıkra hükmü gerekçesinde detaylı olarak şu hususları belirtmiştir;

“Tedbirin geçiciliği dikkate alındığında, hukukî durumun uzun süre askıda kalması ve tedbirin karşı taraf üzerinde baskı unsuru olarak kullanılması düşünülemez. Bu sebeple tedbirin, kısa sürede davaya dönüştürülmesi, asıl talebin yargı organına yöneltilmesi gerekir. Tedbir, dava açılırken ya da dava açıldıktan sonra talep edilmişse, talepte bulunanın başka bir işlem yapmasına gerek yoktur. Ancak, maddenin birinci fıkrası uyarınca, dava açılmadan önce ihtiyatî tedbir istendiği hâllerde tedbir kararının uygulanmasının talep edildiği tarihten itibaren, on beş gün içinde asıl davanın açılması ve dava açıldığına ilişkin evrakın da kararı uygulayan memura ibraz edilerek karşılığında belge alınması gereklidir. Bu işlemler tam olarak yerine getirilmediğinde tedbir kendiliğinden kalkacaktır.”

Dikkat edilmesi gereken husus kanun metnindeki süredir. Gerekçede belirtilen süre değil yasada belrtilen 2 haftalık süre esastır. Bununla birlikte kanun koyucu, özellikle asıl dava öncesi alınan ihtiyati tedbir kararlarının karşı taraf üzerinde uzun süre baskı unsuru olarak kullanılması durumunu bertaraf etmek istemiş ve bu hususta katı şekil kuralları ve süre kuralı düzenlemiştir. Gerekçenin son cümlesinden de açıkça anlaşılacağı üzere;

1)    Tedbir kararının uygulanmasından sonra 2 hafta içerisinde asıl dava açılması;

2)    Açılan asıl davaya ilişkin belgelerin kararı uygulayan memura ibraz edilmesi;

3)    Memura ibraz edilen belgelerin dosyaya konulması ve karşılığında ilgili memurdan belge alınması;

hususlarının HEPSİ BİRLİKTE yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde tedbir kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

İhtiyati tedbir kararına muhalefet;

İhtiyati tedbir kararına aykırı hareket etmek veya kararın uygulanmasına ilişkin emri yerine getirmeyen kişiler için öngörülen disiplin hapsi HMK 398. Maddede düzenlenmiştir. Buna göre;

“İhtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı davranan kimse, bir aydan altı aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. Görevli ve yetkili mahkeme, esas hakkındaki dava henüz açılmamışsa, ihtiyati tedbir kararı veren mahkeme; esas hakkındaki dava açılmışsa, bu davanın görüldüğü mahkemedir.”

Tazminat davası;

HMK 399. Maddenin birinci fıkrasında

“Lehine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf, ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğu anlaşılır yahut tedbir kararı kendiliğinden kalkar ya da itiraz üzerine kaldırılır ise haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlüdür.”

 

hükmü yer almaktadır. Buna göre

1)    ihtiyati tedbir talep eden tarafın bu talebinde haksız olduğu anlaşılırsa;

2)    Tedbir kararı yasada belirtilen sürelerde yapılması gereken işlemler yapılmamak suretiyle kendiliğinden kalkarsa;

3)    İtiraz üzerine ihtiyati tedbir kararı kaldırılsa;

ihtiyati tedbir talep eden taraf, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle karşı tarafın uğradığı zararları tazminle yükümlüdür.

Haksız ihtiyati tedbir kararı nedeniyle açılacak tazminat davalarında HMK 399. Maddenin 2. Fırkası uyarınca esas hakkında inceleme yapan mahkeme yetkilidir.

HMK 399. Maddenin 3. fıkrası uyarınca tazminat davası açma hakkı

1)    Hükmün kesinleşmesinden itibaren;

2)    İhtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren;

1 YIL içerisinde kullanılmaz ise bu hak zamanaşımına uğrayacaktır.

*Makale 23.04.2013 tarihinde Av.Cumhur ÖZKESER tarafından yayınlanmıştır.[:]